BURADASINIZ
Anasayfa > YAZARLAR > Aykut Bilir; “Kral Dokuz Canlı!”

Aykut Bilir; “Kral Dokuz Canlı!”

Temmuz ayında malum sıcak-iş yoğunluğu vb. bahanelerden yazamadık. İşin doğrusu yazacak şeyleri bir araya toplamak zor oldu. Bu yüzden her şeyi Finlandiya sonrasına bırakmak en güzeli idi. Haziran’da ne demiştik. “Kral Öldü Yaşasın Yeni Kral”. Kral’ı öldürmeye çalışanlar yine Finlandiya’da iş başındaydı. Ama atladıkları önemli bir şey var. Kral Loeb çok inatçıdır.

Bu ay genel bir Finlandiya değerlendirmesi ile başlayalım. Bilindiği gibi nam-ı diğer Bin Göller Rallisi WRC sezonunun en çekişmeli ve maceralı, dürüstçesi ekiplerin cesaretlerini ölçen ciddi bir sınav niteliğinde. En küçük hatanın size hurda bir araç şeklinde geri dönüşüm yaptığı (Bknz. 2010 Hirvonen’in Burgulu Taklası) affı olmayan bir mücadele. Yarış kesinlikle sürpriz biçimde yerel pilot Jari Ketooma’nın liderliği ile başladı. Ketooma bu pozisyonda sadece bir etap tutunabildi. Şampiyona lideri Loeb gene yolu süpürme dezavantajı ile başladığı yarışta maksimum atak politikası ile yarıştı. Yarış öncesi bolca kazanmaya değil puan almaya bakacağım dese de yarış öncesi Citroen çadırında yaşanan bazı olaylar Kral’ı “Allah ne verdi ise gitmeye” yöneltti. Artık açıkça herkesin gördüğü ve konuştuğu olaylar takım patronu Quesnel’in yeni prensi Ogier’i sürekli kayırması. Şüphesiz Ogier çok genç ve hızlı ama hırsına engel olamıyor. Dokuzuncu etapta ele geçirdiği liderlik sadece 3 etap genç Ogier’in elinde kalırken Loeb yarışı baştan sona domine ederek birinciliğini ilan etti. Podyumda ise Quesnel’e bir mesaj vardı. “Ben daha buradayım”. Ogier’de son gün patlattığı lastik ile iki Citroen’in arasına Ford pilotu Latvala’yı sokarak İngiliz takımına değerli puanlar hediye ediyordu.

Hazır yeri gelmişken, Ford’da neler oluyor diye bakmak lazım. Takımın lider pilotu Hirvonen daha ikinci etapta sağ arkadan kayarak frenlerine ve arka aksına zarar verip ciddi bir zaman kaybetmişti. Hirvonen servise ulaştığında basına motorunda bir güç kaybı yaşadığını ve bunun sonucu olarak olayın meydana geldiğini açıklamıştı. Finli pilotun aracı servisten ayrılırken pilotlarını her zaman kollayan takım patronu Malcolm Wilson’dan çok sert bir açıklama geldi. “Motorda hiçbir problem yok. Kaza Mikko’nun kendi hatası!”. Wilson, Hirvonen’in yaptığı açıklamaya çok kızmış olacak ki hemen aracın bütün telemetri verilerini çıkarmış ve motorun herhangi bir tekleme ya da gaz kapama gibi bir durumu olmadığına emin olmuş, Hirvonen’in Latvala ve Ostberg’den viraja saate 20 km. daha hızlı girip 0.8 saniye daha geç fren yaptığını tespit edip belgelemişti. Bu artık Mikko’nun Ford takımında suyunun ısındığına bir işaret olabilir. Latvala’nın Hirvonen üstündeki performansı da göz ardı edilmemesi gereken başka bir husus.

Mini’ye göz atmak gerekir ise sene başında yaptığım tahminler öteye gitmeyen bir araç karşımızda. Finlandiya’dan önceki test haftasında aracın gücünden şikâyetçi olan Dani Sordo acı gerçekleri söylemeye devam edecek gibi. Takımın Kuzey İrlandalı pilotu Kris Meeke ise nedense her şeyden çok memnun. Bunun nedeni Meeke’in kariyerindeki son WRC fırsatı olmasından kaynaklı olabilir. Prodrive’ın aracı önemli ölçüde geliştirip, ağızlarına sakız ettikleri lojistik problemi acil çözüm bulmazlar ise geçmişte örneklerini gördüğümüz Hyundai, Seat ve Skoda’nın WRC maceralarından pek farkları kalmayacak.

Fransızlara geri dönecek olursak, Quesnel’in asfalt yarışlarda yeni prensinin Kral’a karşı şansı olmadığının farkında. Bu yüzden Loeb sekizinci WRC şampiyonluğu uzak değil. Asıl soru sezon sonunda biten anlaşmasının devamı getirmeyip eşi ve kızı ile sakin bir hayata mı dönecek yoksa Quesnel’den intikam için VW’in ısrarla yaptığı cazip teklifi mi değerlendirecek?

Önümüzde Almanya Rallisi var. Açıkçası bu yarış için en büyük merakım yaşanacak mücadele yerine, Michelin’in yeni hazırladığı hem kuru hem ıslak zeminde kullanılacak lastikleri. FIA’nın ilginç icatlarından biri daha. Asfalt testlerde pilotlardan farklı yorumlar gelse de bu lastiklerin Almanya’da çeşitli sürprizlere sebep olacağı kesin.

FIA’nın adı geçmişken, malum haberlerden takip etmişsinizdir, gene FIA “yepyeni bir sınıf” peşinde. Bana bu haberleri yazmaktan gerçekten bıkkınlık geldi. Dünya’da azalan ilgi ve katılımı arttırmak için Motorsporları Konsülü üreticiler ile S2000’lerden daha az bakım ve maliyet getiren ve ucuz (100.000 euro üst limitli) bir sınıf üstünde harıl harıl çalışıyor. Peugeot zaten bunun için 208’i hazırlıyor. Ford’da Fiesta şasisinden sinek yağı çıkararak MS1 ve RRC ile koleksiyonu tamamlayarak müşterilerine geniş bir yelpaze sundu.

Ülkemize dönecek olursak Yağız Avcı ve Ford açık ara kazanmaya devam ediyor. Murat Bostancı ise okulundan mezun olup sezonun kalanı tam konsantre olduğunu Kocaeli’nde gösterdi. Murat’ı geleceğin Türkiye Şampiyonu olarak göstermek bence yanlış olmaz. Ama Yağız gibi geç kalınmadan Murat’ın Avrupa ve Dünya arenasında yarışması şart. Genel anlamda ise Ford’un MS1’i tanıtması sukut-u hayal olan Fiesta R2 kupası acaba MS1 kupası olur mu şeklinde bir merak uyandırdı bende. Ya da Renault’un kapıya dayanıp “Abicim gelin yapalım şu Twingo R2 kupasını mı demek lazım”.

Bu arada GP Garage’a ve Süheyl Polatoğlu’na da piyasa yeni sürdükleri ve İstanbul Rallisi’nde inceleme fırsatı bulduğum Yokohama lastiklerini Türk Ralli Camiası’na kazandırdıkları için teşekkür etmek lazım. Toprak seçeneği karşılaştırmak gerekir ise Lassa’ya göre daha sert fakat çalışan bir lastik gibi görünüyor. Ayrıca ısınma problemi olmaması, amatörler için uzun soluklu kullanıma imkân vereceği şüphesiz. En büyük güzelliği ise asfalt lastiklerde olacaktır. Yokohama’nın asfalt lastikleri üstündeki başarıları malum. Bu yüzden Hitit Rallisi sonrasındaki Eskişehir ve Bursa’da bu lastikleri birçok aracın üzerinde göreceğime eminim.

Daldan dala atlarken ağacın tepesine kadar gelmişim haberim yok. Şimdiden hepinize hayırlı ramazanlar ve hayırlı bayramlar diliyorum. En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere.

Aykut Bilir

Top