You are here
Home > MOTORSPORT > Aykut Bilir; “Kısa Bir Aranın Ardından”

Aykut Bilir; “Kısa Bir Aranın Ardından”

Geçen ay kısa süreli yazılara ara verince yazacak çok şey birikti. O yüzden bu ay oldukça uzun bir yazı okuyacağınızı şimdiden söyleyeyim. Huyumdur yazacağım konuları aklıma geldikçe küçük not kağıtlarına yazar çekmeceye atarım. Bu sabah yazı çekmecesini açınca yüzüm karışmadı değil. Fazla biriktirmişim.

Kafamdakileri yazmaya başlamadan önce, Cumartesi günü Targa Florio’da hayatını kaybeden Gareth Roberts’i anmak istiyorum. 2004’den beri sporun içinde olan 24 yaşında yardımcı sürücü, maalesef feci biçimde hayatını kaybetti. Bu olay yine İtalya, yine asfalt ve yine bariyerler olunca daha da düşündürücü oluyor. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz sezonda Robert Kubica, İtalya’da asfalt bir yarışta yaptığı kazada yol bariyeri aracına saplanarak Polonyalı pilotu çok ciddi biçimde yaralamıştı. Bu seferki kazada ise maalesef Craig Breen’in yardımcı sürücüsü Gareth Roberts, Kubica kadar şanslı olamadı. Kazanın hemen ardından camiadan birçok ses yükselmeye başladı. Bunların başında yeni nesil ralli araçlarının çok hızlı oldukları ve Grup B araçlar gibi tehlikeli oldukları konuşulmaya başlandı. Bu bence işin kolayına kaçmak. 2012 sezonu başladığından beri takip ettiğimiz ülke medyalarından çok fazla pilot ve co-pilotun ciddi yaralanmalı kaza ve ölüm haberlerini aldık. Araçlarına baktığımızda ise her sınıftan çok geniş bir yelpaze var. Asıl konu arabaları yavaşlatmaktan çok araçların güvenliğini arttırmak ve yol güvenliğini sağlamak.

Araç güvenliğinde en önemli husus tabiî ki rollcage’ler. Son versiyon rollcage’lere dikkatli bakacak olursanız motorun arkasında önemli bir koruma olmadığını görürsünüz. Kubica’nın kazasından olduğu gibi bariyer motoru yırtıp geçtikten sonra sizinle bariyer arasında 5 milim saç olan ateş duvarı harici hiçbir önlem yok. Roberts’ın kazası hakkında detaylı bilgi henüz verilmese de, kaza sonrası aracı gören sağ ön tarafta bariyerin aracın içine girip genç co-pilota ulaştığını söylüyor. Kısaca araçların motor-ateş duvarı ve kokpit arası önden gelecek darbe ve bariyer cinsi parçalara karşı korunmaya alınması şart. Bariyerlerin sökülmesini ve daha teknolojik sistemlerin kullanılması isteyen bir grup ta var. Ama şu bir gerçek ki bu bariyerler normal yol koşullarına uygun! İlginç değil mi?

Asıl gözden kaçan durum ise ülkemizi birçok kez ziyaret eden Ford Takımı ile testlerde bulunan Craig Breen’in durumu. Genç pilot fiziksel olarak yara almasa da ruhsal olarak onarılması çok zor bir durumda. Bu genç yeteneğin bu olayı ardında bırakıp etaplara dönmesi oldukça zor olacaktır.

Benzeri bir kaza da geçtiğimiz haftalarda koşulan ERC ayağı olan Bulgaristan Rallisi’nde TokSport tarafından yürütülen ve Eskişehir’de Lancer Evo 9 ile start alan Al Kuvari’nin de başına geldi. Olay hakkında sadece resimlerden bir fikir yürütebilirken kazanın ucuz atlatıldığını söylemekte fayda var. Sevgili Aras Dinçer eminim olayın iç yüzünü kendi köşesinde yazacaktır.

Gelelim dünyada neler olup bittiğine. Yunanistan’da Loeb bir zafere daha imza attıktan sonra WRC’de benim gibi kısa bir ara verdi. Ama heyecan dinmedi. Ekipler zorlu Yeni Zelanda Rallisi için testlere başladılar. Bu sefer testten Hirvonen’in kaza haberi geldi. Videosunun izlememişler olan varsa arayıp bulsunlar çünkü çok ucuz atlatılmış biz kaza. Citroen ekibi aracı hurdaya çevirmelerinden öte birkaç kameran ve fotoğrafçıyı az daha öldüreceklerdi. Bu haber kalabalığında ise Volkswagen’in Yunanistan’da yaptığı testler ise gözlerden kaçtı. Ogier ve takım çok önemli kilometrelere imza atarken, takımın yeni patronu gelişmelerden memnun. Bilmeyenlere hemen not düşelim, Uzun süredir VW Motorsport’un patronu olan Kris Nissen görevi Ford’dan transfer ettikleri Jost Capito’ya bıraktı. Alman devi öyle bir ekip kurdu ki mühendislerinden takım şeflerine kadar herkes bu işin uzun süredir içinde olan ve başarılara imza atmış isimler. Bu yüzden gelecek sezon çok renkli olacağı şüphesiz.

Bu haberlerin yanında klasik üç aylık dedikodu haberleri de eksik olmuyor. İlki Toyota’nın dönüşü. Toyota şu an kendi iç Pazar bayileri için Yaris R1’i hazırlıyor. Bunu herkes Japon otomotiv devinin etaplara dönüşü olarak yorumlasa da Onlar sadece Köln’deki motorsporları merkezini ayakta tutmaya çalışıyor. Ayrıca uzun süredir Güney Afrika ve Avustralya da yarışan Auris S2000’in yeni bir versiyonunun da hazırlığı başladı. Diğer haber ise Koreli üretici Hyundai’nin dönüş haberleri. Haberin kaynağı bir Alman otomobil dergisi. İ20 kasası üstüne çizimi yapan da aynı dergi. Habere kaynak olan bilgi ise Hyundai’nin Almanya’da bir mühendislik firmasını satın alması ve bu firmanın uzmanlığının motorsporları olması. Atlanan nokta ise bu firmanın daha çok Le Mans serileri gibi dayanıklılık yarışlarına yönelik çalışması. Buradan Hyundai ya da Kia’nın Le Mans serisini takip edeceği sonucunu çıkarmak daha mantıklı. Buna rağmen sanal alemde farklı modeller için birçok çizim görmek mümkün. Tabi ki hepimizin gönlünden WRC’de daha çok fabrika ve üretici takımı ile üst düzey mücadele görebilmek.

Biraz da Türkiye’ye bakalım. TRŞ sezonunu Nisan itibari ile Eskişehir’de açmış oldum. RalliTürk Ailesi olarak eşlerimizle beraber etaplarda yerimizi aldık. Asfalt karakteri ve etaplar anlamında Eskişehir tam bir asfalt yarış mekanı. Hele ki Ege Rallisi ile kıyaslanınca. ESOK yönetimini tebrik etmek lazım. Gene çok özverili bir çalışma ve organizasyon ile bence on puanlık bir yarış yaptılar. Yarışın sürprizi bence Toksport’un Katarlısı Al-Kuwari idi. Başından sonuna asfaltta müthiş bir performans sergiledi. Asfalt yarışların tek kötü yanı elbet ki hızların yüksek olmasından kazalarında büyük olması. Özellikle birinci etabın müthiş hızlı ve akıcı karakteri ekiplerin cesaret limitlerini sınadı. Eskişehir’in kompakt yapısı, yarışın, seyircilerin ve ekiplerin iç içe olması anlamında büyük bir avantaj. İlk ayak ardından akşam bütün ekipleri bir arada görebilmek oldukça hoş. Yarışa göz atmak gerekirse, Rossetti ve Volkan Işık üçüncü etap haricinde birbirlerine çok yakındılar. Üçüncü etapta Luca’nın ne yaptığını ve her geçişte 10-11 saniye fark açtığını kendisine sorduğumuzda “sadece sürüyorum” demesi yüzümüzde tebessüme sebep oldu. Fatih Kara’nın performansı ise gene muhteşemdi. Grande Punto S2000 4b ile ne gidilebilirse onu gitti. Araç Fabia S2000 Evo2’lere göre çok geri bir versiyon olmasına rağmen Fatih’in elinde muhteşem gidiyor.

Sezonun üçüncü ayağı olan İstanbul Rallisi için evimizde olmak daha güzel bir duygu idi. Hem evde hem toprakta olmak seyir zevkini arttırırken yarışın tek gün olması bence seyirci anlamında pozitif etkili oldu. Tabii ki ekipler içinde bizim için de aşırı sıcak ve toz önemli bir problem oldu. Yarışın ardından yoğun biçimde konuştuğumuz Start Listesi konusuna tekrar girmek istemiyorum. Bu konuda Adil Küçüksarı ve Ali Dinç’in yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Şu da var ki Kurallar Kitabına harfiyen bağlı bir organizasyon yapmak hepimizin arzusu. Fakat İki Çeker bir aracı Dört Çeker bir aracın önüne koyup, arkadaki ekibe “Takılmayın” demek de anlamsız. ISG etabında birçok ekip birbirini yakaladı hatta tren tadında görüntüler izledik. Bu yüzden hem yakalanan hem yakalayan ekipler zor anlar yaşadılar. Tozda kalarak yarış dışı kalan ekiplere tekrar geçmiş olsun diyorum. Ucuz atlattıklarını da eklemek istiyorum. Bunlar dışında dikkatimi çeken bir noktada ISG etabının meşhur “Loeb Tepesinde” gözetmen,hakem vb. namına kimsenin olmaması idi. İlk geçişte izlediğimiz nokta bildiğiniz gibi etabın startına oldukça yakın hakim bir tepe ve herkesin izlemekten keyif aldığı bir bölüm. Bu yoğun noktada İSOK’un tedbir almamış olması gerçekten önemli bir sorun. Umarım Boğaziçi Rallisi’nde organizasyon bu noktayı atlamaz. Yarışa bakacak olursak, Ford takımının lider pilotları Yağız ve Murat’ın bu yarışa bilendikleri ortada idi. Bunu görmek ISG’nin ilk zıplamasından anlaşılıyordu İkisi de Rossetti’den 5-6 metre daha ileri düştüler. Zamanlarda oldukça birbirine yakındı. İlk loop’da Yağız toplam 10 saniye önde iken aldıkları zaman cezası ile durum gene eşitlendi. İkinci loop’da Murat Bostancı’nın performansı görülmeye değerdi. Yeşilvadi 2’de ilk geçişin en iyi zamanını 12 saniye aşağı çekmesi ve Oruçoğlu’ndaki best time ile toprakta sürprizler yapabileceğinin sinyallerini verdi. Ama Rossetti az bir farkla da olsa yarışı ve şampiyona liderliğini kazanmayı bildi.

Asıl mücadele üç hafta sonraki ERC ayağı Boğaziçi Rallisinde olacak. Yarışın startı taslakta verdiliği gibi olursa Haydarpaşa Garı’ndan olacak. Yarışın en önemli ismi ise şüphesiz 2010 IRC, 2011 SWRC şampiyonu Finli Juho Hanninen olacak. Evet Finli kaydını yaptırmış. Umarım onu başka yabancı kayıtlarda takip eder. Basso’nun A-Style garajının Fiesta RRC’si ile gelmesi başka bir beklenti. Her zaman gevşek ağızlı olan İtalyanlar bu konuda nedense çok ketum oldu. Hanninen Rossetti ve Yağız’ın çekişmesi büyük keyifle izleneceğini düşünüyorum.

Yazın sıcaklarında etaplarda buluşmak üzere.

Aykut Bilir – RalliTürk Editörü

Top