You are here
Home > MOTORSPORT > Murat Günarslan; “Monte Kartal Rallisi”

Murat Günarslan; “Monte Kartal Rallisi”

Aslında yazı yazmayı çok sevmiyorum. O yüzden yazı yazma işini değerli editörümüz Aykut Bilir’in omuzlarına yıktım. Sağolsun, o da hiç üşenmeden yazıyor, çiziyor, çeviriyor. Ama muhteşem Monte Carlo Rallisi sonrası şiddetli bir yazı yazma isteği oluştu içimde. Üzerine konuşacak o kadar çok şey var ki, içimi dökmek istedim. Monte Carlo’ya dilim döndüğünce değinmek istiyorum.

2013 Monte Carlo RallisiTüm WRC yarışları gibi, Monte Carlo’yu da ağırlıklı olarak wrc.com üzerinden takip ettim. WRC Radio, etap zamanları, ara zamanlar, rally-base’deki etap sonu pilot röportajları ve yabancı forumlardaki üye yorumlarıyla; çılgın bir bilgi akışı vardı yarış boyunca. Hangisine bakıp, neyi okuyacağımı şaşırdım açıkçası. Pilotların lastik kombinasyonları, etaptaki zemin ve hava durumu, akla gelecek her türlü sorunun cevabı saniye hızında akıyordu. Gerçekten çok keyifle takip ettim. YouTube’tan takip ettiğim 220 kişi de, neredeyse live stream tadında bir Monte Carlo Rallisi yaşattı bana.

Yarış, geçen yıl da benzerleri yaşanan bir fiyaskoyla başladı. Önce ara zamanlar tekledi, sonra da etap zamanları saçmaladı. Özellikle, 2. etabın zamanları tamamen çorba oldu. Hatta wrc.com direk çöp oldu. Takip ettiğim alternatif site de, zamanları karıştırınca, Çek Cumhuriyeti merkezli bir siteden gerçek zamanları buldum. Bu konuda Çek ralliseverleri takdir etmemek elde değil. Adamların yarış sırasındaki karışıklıkta yayınladığı etap zamanları, akşam wrc.com tarafından teyit edilerek aynı şekilde yayınlandı. Ben, Ogier’nin 2. etap zamanını co-pilotu Ingrassia’nın kendi ağzından söylediği etap zamanını baz alarak Çek sitesi üzerinden doğruladım ve daha sonra oradan takip ettim.

FIA’nın bu beceriksizliği aklıma hemen bizim Türkleri getirdi. Bu işin başında yada herhangi bir kademesinde bir Türk mü var diye düşünmekten kendimi alamadım. Ralli tarihinin en önemli yarışında, bu yaşananlar affedilir gibi değil. O esnada Michele Mouton’un; FIA’nın çok başarılı bir organizasyon ortaya koyduğunu söylemesi de bayağı düşündürücü oldu. Michele de Türk olabilir mi?…

Ocak ayının hemen başında organize edilen Janner Rally’i de, yine pc başında online takip etmiş; ara zamanlar, etap zamanları, rally radio ve etap bilgileri akışındaki hızı ve başarıyı, takdir etmiştim. Eurosport Events, örnek alınacak bir organizasyon ortaya koymuştu.

Gelelim Monte Carlo’daki diğer konulara…

LoebEn taze rallisever bile, yarışı Loeb’ün kazanacağını tahmin etmiştir herhalde, o yüzden çoğu kişi bunun üzerine kafa yormamıştır. Asıl merak edilen Volkswagen ve Ford’un neler yapacağıydı. Ben şahsen, her zaman aykırı pilotlara sempati duyduğum için idol pilotum, uzun zamandır Sebastien Ogier. Bu zamana kadar; tecrübesizliğinin, hırsının ve asabiyetinin kurbanı oldu ama geçen yıl geçirdiği rahat sezon ve Polo WRC test sürecinde aklını başına getirmişlerdir diye tahmin ediyordum. Bu yarışı da kazanamayacağı kesindi ama ilk 3’e girer diyordum, ki Ogier beni üzmedi, hem de yarışa ilk etabı kazanarak başladı. Ben, bu yıl; Ogier’in yarış kazanacağını da düşünüyorum.

Belki tarihinin en zor Monte Carlo Rallisi’ydi bu yarış. Video’larda bile korkunç bir yarış olduğu belliydi. Ama Kral, yine gerekeni yaptı, mahalli yarış kazanır gibi kazandı.

Ogier, VW için doğru bir karardı bence, başarıya aç, kazanmak için hırslı  ve gereksiz derecede hızlı bir pilotu torna tezgahında işlemeleri gerekiyordu. Bunu da başardıklarını görüyorum. VW’nin diğer pilotu JM Latvala, bu kadar sabıkasına rağmen o koltuğa nasıl oturdu, anlayamıyorum. Carlos’un içinde olduğu bir sistemde, o koltukta Sordo olabilirdi mesela, yada Kris Meeke aklımdan geçiyor. JM Latvala da bir Türk bulup, torpil mi yaptırdı yoksa kendine?…

Latvala bizleri şaşırtmadı, Polo’yu pert ederek sezona başladı. Şahsi görüşüm; Ogier’den sonra yarışın yıldızı Novikov’dur. Rus pilot, müşteri WRC’si koltuğundan inip, fabrika WRC’si koltuğuna oturunca gerçek giderini gösterme şansı yakaladı. Ama JM Latvala ile aynı ağaca patlamaktan da uzak duramadı.

2013 Monte Carlo M-SportEVO9 ile yarıştığı dönemden beri takip ettiğim ve taraftarı olduğum Juho Hanninen de yarış boyunca yakından izlediğim bir isim oldu. Fin pilot, en son 2007’de WRC ile yarışmıştı. Bugüne kadar da hep S2000’le yaşadı. WRC tecrübesi az olsa da, Monte Carlo tecrübesi vardı Hanninen’in. Potansiyel sahibi, hızlı ve akıllı bir adam Hanninen. Gitme değil, bitirme yarışı olan Monte Carlo, ölçü değil ama zirveye yakın etap zamanları ve 1 best time ile Juho, gerçek giderini göstermeyi başardı bence. Col de Turini’de çakmasaydı, iyi bir yerde finişte olacaktı aslında. Birçok virajdan yan yan fışkıran Hanninen, Finnish Rally Style ile ralliseverlerin gözlerini okşadı. Son haberlere göre, Hanninen için İsveç sonrası belirsiz, ama Monte’de finişe gelemese de iyi iş çıkardı. İsveç sonrası toprak yarışlarda da marşa basacağını düşünüyorum.

Yılın Ahmak Rallicileri Sıralaması’nda zirveden uzun süre inmeyeceğini düşündüğüm Thierry Neuville de, ilk gün yarış dışı kalarak kendini unutturdu. Monte Carlo’da ilk kez start alan Mads Ostberg de zorlu bir yarış geçirdi. Citroen’in diğer iki silahı Sordo ve Hirvonen de, kazamayacaklarını çok iyi bildiği bir yarışta çok akıllıca gittiler ve maksimum puan hedefiyle finişe gelip, puanları cebe koydular.

Yarışın en kısmetsizi de, Skoda’nın yeni silahı Esepekka Lappi oldu. Bu çocuğu ben çok önceleri farketmiş ve video’larını izlemiştim. Kısa bir süre sonra da; Skoda, Polonya Rallisi için davet etti ve 20-30 km’lik kısa bir testten sonra Fabia’yı altına verdi. Fin pilot, genlerinin gereği, gerekeni yaptı ve Polonya Rallisi’ni terlemeden kazanıp, evinin yolunu tuttu. Yakın zamanda, Lappi’nin adını daha çok duymaya başlayacağız.

Rally Monte Carlo 2013Yazımın başlığının sebebi olan konuya gelecek olursak… Yakın arkadaşım Harun Özdemir, Monte Carlo’dan 2 hafta önce beri arayıp; “Ben Monte Carlo’ya gidiyorum” deyince, ben de ona şu an burda yazamacağım bir cevap vermiştim. Ama aradan geçen birkaç günden sonra, alınan uçak bileti ve otel rezervasyonuyla bu iddianın gerçek olduğunu, kıskanarak da olsa anlamış, oldum. Harun, harbi harbi Monte Carlo’ya gidiyordu. Ancak yarışın başlamasına kısa bir süre kala, Fransa ile yaşadığımız siyasi krizin kurbanı oldu Harun. Yarışın başladığı gün, konsolosluğa görüşme için davet edildi ama vizesi çıkmadı. Yanan uçak biletleri çöpe giderken, Monte Carlo ile için yola çıkan Harun, metrobüsle Monte Kartal’ın yolunu tutmak zorunda kaldı. Tabii, hep beraber Fransız Konsolosluğu’na da hayır dualarımızı ilettik içimizden.

Son olarak, bir konuya daha değinerek yazıma son vereceğim…

İzlediğim 50 kadar video’da gördüğüm muhteşem Monte Carlo seyircisi. O şartlarda, karda buzda, sıfırın altındaki derecelerde, etaplarda binlerce seyirci vardı. Gece karavanda yatanlar, plajda güneşlenircesine rahat yarışı izleyen adamlar, bu kadar çoşkulu ve heyecanlı ralli seyircisini uzun zamandır görmemiştim. Avrupa’nın gerçek spor seyircisi için; zaman, mekan, doğa ve iklim şartları hiç önemli değil. Bir kez daha özendim ve bir kez daha helal olsun, dedim…

Yazımla ilgili olumlu/olumsuz görüşlerinizi; [email protected] adresine iletirseniz, bir daha yazı yazıp yazmama konusunda bir karara ulaşabileceğimi tahmin ediyorum.

Sevgiler,

MG

Top