“Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik, bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik” Yurdum amatör rallicilerini bir dizeyle anlatmak gerekse Yahya Kemal’in bu dizelerinden daha uygunu bulunamazdı heralde. Bütün yıl boyunca bu yarışı bekleyen amatörler VIA/PORT’ta konuşlanan servis alanında aynen yukarıdaki dizelerdeki gibi şen şakraktı, hepsi tüm ekonomik zorluklara rağmen otomobilini yarışa hazırlamış, güç bela ikna ettikleri sponsorlarının logoları ile rengarenk süslemişlerdi. Memleketin üç büyük ve köklü kulubünün yöneticilerinin forumlardaki; “benim rallim senin rallini döver” polemikleri ise hiçbirinin umurunda değildi açıkcası. Onlar bir gün önce yaptıkları antremanda etkisi altında kaldıkları son yılların en keyifli mahalli ralli etaplarının kritiği ile meşguldü kendi aralarında.
Antreman demişken; bu yarış öncesi fotoğraf makinamla etaplarda yatsam bütün sezon çalışmama gerek kalmazdı heralde!!!
Pazar sabahı sağlam bir servis alanı geyiği ve N2 pilotlarını ayrı ayrı birbirine kafa göz dalacak kadar gaza getirmemin ardından, sevdiklerimize gideceğimiz yolun hayli uzak olması nedeniyle “gidip de dönmemek, dönüp de bulmamak var” nidaları ile sarılarak ilk etap olan Riva’ya doğru yola çıktık. Etabının sonlarındaki konuşlandığımız sağ sert viraja gelen ilk otomobillerle tam havamızı bulmuştuk ki, etabın farklı bir noktasında bulunan Arman Bedikyan’dan gelen telefonla moralimiz sıfıra indi, zira Arman’ın tam önünde Cem Özdemiroğlu-Ufuk Uluocak ikilisi takla atmışlardı ve Cem Özdemiroğlu yaralanmıştı, bu üzücü olay dolayısıyla etap normale dönünce bizim için de rota Cumhuriyet etabı olmuştu mecburen. Bu vesileyle Cem Özdemiroğlu’na acil şifalar diliyorum, kendisini beyefendi kişiliği ve sportmen karakteri ile tekrar etaplarda görmek en büyük dileğimiz.
Yine aynı kadro ve 10-15 köylü çocuk, bu sefer etabın sonlarındaki sol V viraja yatıp beklemeye başladık, Rally of Turkey’de Loeb görmüş Cumhuriyet Köyü çocuklarını bizim yerel pilotlarımız pek tatmin etmese de, özellikle Menderes ve Aras ikilisi virajı Gigi Gallivari dönüşleri ile çocukların yoğun alkışını aldılar. Yine virajın dikkat çeken isimleri, Tezcan Dalfidan-Eda Özer, Osman Tüter-Nehir Yılmaz ve Bülent Şimşek-Ali Atay ikilileri oldular. Yarış öncesi N2’de favori gördüğüm sevgili kardeşim Murat Günarslan ve tecrübeli co pilotu Bora Arabacı’ya kendilerini en çok zorlayacak pilotlardan birinin Eskişehir’deki etkileyici performansını bizzat gördüğüm Tezcan Dalfidan olacağını söylemiştim ki, kendisi beni yanıltmayan bir performans göstererek sınıfında Osman Tüter’in ardından ikinci oldu.
Henüz içi yeni kokan Ford Fiesta R2’leri ile Ferhat-Soner ikilisi, Ferhat’ın yarış öncesi; “arabayı tanımıyorum, yavaş gidicem” söylemini tekzip edercesine, çok giderek gruplarında zafere ulaştılar. Bunda iki C2 pilotu Süheyl Polatoğlu-Ahmet Yörük ve Yüksel Özgür-Enis Erkencioğlu’nun erken havlu atmalarının da rolü yok değildi hani.
Yeri gelmişken bizim pilotlarımızdaki bu aşırı temkinli tavrı anlayamıyorum bazen. Kime yarış hakkında görüşünü sorsam “etaplar zor, ordan çok zıplanmaz, kollayarak gideceğiz, bitirmeye gideceğiz” tarzı söylemler duyuyorum. Henüz “full atak gideceğiz, kazanacağız, Allah ne verdiyse zıplarım ben ordan, alayının üstünden atlarım, döner bir daha atlarım” diyen birini duymadım, fakat yarış başlayınca herkesin dişler uzuyor, tırnaklar çıkıyor meydana, neyse bu tip yazıların olmazsa olmazı, laf sokma bölümünü de böylece aradan çıkararak devam ediyorum.
Bir başka başarılı ekip ise pilotajından büyük keyif aldığım Mustafa Çakal ve eski etap rehberim sevgili Mehmet Köleoğlu idi. İkili etkileyici bir performansla A7’yi kazanmayı başardılar. Nebil Erbil ise Fiesta ile istikrarlı pilotajına bir yenisini ekledi. Yarışın belki de en cefakar ekiplerinden biri olan Bülent Şimşek-Ali Atay ikilisi ise emektar Escort’larını objektifime yan yan poz vermeyi ihmal etmeden finişe getirmeyi başararak geçen sene olduğu gibi bu senede herkesin takdirini kazandılar. Ümit Kemal ise Alfa’sını aldatarak flört ettiği Renault 19 ile kupalarının yanına bir yenisini eklemeyi başardı bu yasak aşkın meyvesi olarak. Bayanlarda ise ulusal tecrübesine sahip rüzgarın kızı Burcu co-pilotu Ceren’le beraber otomobil avantajını da iyi kullanarak Palio çetesine üstünlük kurdu. Halbuki Eskişehir’in dikkat çeken, çiçeği burnunda pilotu Ayşe Kar, kendi gibi başka bir çılgın olan kankası Gamze Çalışkan’ı sağ koltuğa oturmaya ikna ederek oldukça iddialı gelmişti İstanbul’a. Fakat bir türlü çözemedikleri elektrik arızaları ve son etapta yaşadıkları yoldışı nedeniyle ancak finiş görebildiler. Ayrıca bu ikilinin ilk etabın normale döndüğünü farketmeyip etabı yarış temposunda geçerken yakaladıkları otomobilleri görünce “vay be ne hızlı gidiyoruz, etapta araba yakaladık” tribine girmeleri takdire şayandı, siz bizi güldürdünüz Allah’ta sizi güldürsün arkadaşlar, diyorum.
Kalana kadar Engin Kap-Başar Yavuz ve Pekin-Paris Fatihi Erdal Tokcan- Duygu Deniz ikilileri Anadol’ları ile yeni nesil otomobillere taş çıkartırcasına bir performans gösterdiler. Yarışın bir de taze S2000 pilotları vardı. Camianın uzak ara en pozitif ismi Ahmet İskender Kaya, henüz ikinci yarışında Super2000 koltuğuna oturan azimli kardeşim Erhan Arıkan ile birlikte istikrarlı bir şekilde dördüncü zamanları yaparken son etap henüz ilk virajda spin atınca ve yarış öncesi “bu otomobilin silecekleri nereden çalışıyor acaba” konulu dersi asınca, üstüne bir de artık kendileri için klasik hale gelen intercom arızası yaşayınca (ben yazarken yoruldum, ayrıca ne çok “ca” eki kullandım) zirvenin epey uzağında kaldılar. Bir diğer taze S2000’ci, pistlerden transfer Selçuk Salargil’i ise medeni cesaretinden dolayı ayrıca tebrik etmek lazım, henüz ilk yarışında Super2000 gibi zor bir otomobile oturarak muhtemel burun kıvırmalara maruz kalmayı göze aldı. Eğer aldığım duyumlar doğruysa alışma sürecinden sonra iyi işler çıkaracağını düşünüyorum Selçuk’un.
…veee gelelim zirve mücadelesine “Ünal Şenbahar-Cem Bakançocukları mı ? Menderes Okur-Aras Dinçer mi?” herkesin kafasındaki soru buydu genel klasman için, müthiş bir kapışma yaşandı ve kazanan, daha az hata yapan ve daha az şanssızlık yaşayan Menderes ve Aras ikilisi oldu. Görünen o ki bu ikili otomobil dezavantajlarını bertaraf etmek için derslerine çok çalışmışlar, kesinlikle tebriği hak ediyorlar. Madalyonun öbür yüzündeki Ünal Abi ve Cem Abi ise SSS ve son etapta yaşadıkları şanssızlıkların kurbanı olmuş görünüyorlar, bu durum kafalarda başka soruyu oluşturuyor “Acaba normal geçilen etap ve şanssızlıklar olmasaydı kim kazanırdı?” buyurun size bir sonraki yarışı izlemek için bir güzel bir sebep. Bu iki ekibin ardından, geçirdiği talihsiz kaza sonucu yürümekte bile zorluk çeken Hakan Kargın ile co-pilotu Burçin Korkmaz ve yılların eskitemediği, her yaptığı iş ile bu spora değer katan insan Kemal Gamgam-Birol Otağ arasındaki çekişmeden ise Kargın Technics ekibi galip çıkarak podyumun son basamağında olmayı başardılar.
İşin organizasyon kısmında ise İSOK genel olarak başarılı bir iş çıkardı, benim dikkat çekmek istediklerim, sırayla gidecek olursam, lego gibi dağılan podyum, sporcu, seyirci ve otomobillerin sağlığı açısından oldukça güvensizdi, bir dahaki yarış parçaların birbirine sabitlenmesi gerekir diye düşünüyorum. SSS’in bir rallinin olmazsa olmazlarından biri olduğunu savunanlardanım, sporu seyirciye götürmezseniz, yani onların eline bir numune vermezseniz o seyirciyi 50 km uzaktaki etaba gelmeye ikna edemezsiniz. Bu konuda özellikle Halid Avdagiç’i tebrik etmek istiyorum, herkesin şikayet ettiği zıplama hariç mükemmel bir iş çıkarmış.
Bir başka konuda Cenap Ergün ile de etap öncesi ve arasında konuştuğumuz Riva etabındaki seyirci noktası. Araçların 2 defa aynı noktadan geçişi çok başarılı bir fikir olsa da, uygulama daha güzel olabilirdi, mesela starttan o noktaya ilk gelirken beton blokların yerleşimi viraj çıkışına doğru genişleyecek şekilde yerleştirilseydi otomobiller çıkışı geniş olacak olan bu virajda daha fazla görsel show sunabilirdi ki, kavşağın geniş yapısı buna gayet müsaitti. Aynı noktadaki bir diğer sorun da yine herkesin dikkatini çeken beton bloklardan oluşturulan şikandı, sporcuların sağlığı açısından oldukça tehlikeli bir durum oluşturabilecek. Bu bloklar daha yumuşak ve darbe emici bir malzemeden yapılabilirmiş.
Unuttuğum atladığım konular ve kişiler illaki vardır, peşin peşin özür diliyorum, bir “bilen” olarak değil bir “gören” olarak yazdığım bir yazımın daha sonuna gelirken şampiyonanın ikinci yarışında tüm ekiplere “pilavdan dönenin kaşığı kırılsın” diyorum, Allah herkesin gönlüne göre versin.
Dip Not: Bu arada Mardin’i sevgili Aras Dinçer bana bırakmış sağolsun, bende o yazar diye bekledim, görüldüğü üzere ikimizin de eli gitmemiş Mardin için klavyeye, bu bile ortada bir yanlışın olduğunu gösteriyor, kaldı ki Mardin bir ralli için mükemmel bir şehir bence, umarım sporu ve sporun öğelerini yöneten büyüklerimiz bu konuda özeleştirilerini yapma erdemini göstermişlerdir, seneye yoğun katılımın olduğu güzel bir Mezopotamya Rallisi diliyorum.
Hatalıysam! Burak Temizsoy’a mesaj at, “Hatasız kul olmaz” şarkısını cebine göndersin….